Trakya Günlükleri 4: Arcadia ile Tanışma

09_IMG_0901k4 dediğime bakmayın siz; aslında hala 3. gündeyiz, günlerden çarşamba. Vino Dessera’dan güneye doğru inme vakti geldi de geçiyor. Sırada Arcadia var. Trakya’da mesafeler neyse ki çok da uzun değil. Sevgili google maps beni Arcadia’ya iyi kötü çıkartıyor (bir önceki köyde durup sormuş da olabilirim tabii). Arcadia girişiyle özendiriyor kendine; demir kapı açıldığında bağların içinden ilerleyip şaraphaneye varıyorsunuz. Ben çok şanslıyım ki Zeynep (Arca Sallıel) Hanım bağdaydı ve onunla da tanışma fırsatım oldu (ve tabii minik Ela Hanımla da).

08_IMG_0882k

Arcadia bağları ve şaraphanesi Hamitabat ve Çeşmekolu Köyleri arasında yüzlerce dönüm üzerine kurulu. Bu toprakların ne kadar uzun uğraşlar, deneyler ve araştırmalar sonucu seçildiğini anlatıyor Zeynep Hanım. Zaten tombala çeker gibi yapılacak iş değil bağın lokasyonunun seçimi; Arcadia için de yıllar sürmüş bu süreç. Sonuçta da meyvelerini topluyor firma. Özellikle beyaz şaraplar söz konusu olduğunda ülkenin akla gelen firmalarının başında geliyorlar. Sanılmasın ki kırmızıları da aynı başarıyı takip etmiyor ve etmeyecek.

04_IMG_0880k

Bu topraklar da Trakya Şarap Yolu üzerinde; yani asırların geleneğini üzerine kurulu Arcadia bağları da. Bu bölge de dağlık olmaktan ziyade nispeten az biraz inişli çıkışlı bir yapı gösteriyor. Çok yüksek olunmamasına rağmen karasal iklim şartları burada da geçerli. Özellikle gece gündüz sıcaklık farkı burada da kendini gösteriyormuş. Bir özel nokta da çok yakın mesafelerde dahi toprağın yapısında olan büyük değişimler. Birbirinden yüz metre mesafedeki iki parselin toprak yapısı arasında bile dünyalar kadar fark olabiliyormuş. Bu, doğru kullanıldığında büyük bir avantaja dönüşebiliyor tabii.

05_IMG_0876k

Zeynep Hanım ile bağlar arasında dolaşıyoruz. Daha nadir görmeye alışık olduğum Lyre telli terbiye sistemi kullanıyor Arcadia. Bu sistemin hem asmaların daha dengeli olgunlaşmasına olanak tanıdığını, hem de hasat zamanında işleri kolaylaştırdığını öğreniyorum. Şaraphanede de yer çekimi etkisinde hareket ediyor üzümler bir tek. Bunu sağlamak için şaraphane iki yönü kot farklı olarak inşa edilmiş ve dairesel bir yapısı var (daha doğrusu çokgen).

06_IMG_0877k

Şaraphanenin tam ortasına açılan bir kapıyla da mahzene giriliyor. Mahzen tahmin edebileceğiniz gibi toprak altına denk geliyor ve kendinden klimalı. Üç kat meşe fıçı sırası içerisinde dinleniyor şaraplar ve tabii ki yüzlercesi de şişelerin içinde. Arcadia üretim stili olarak olabildiğince doğal, işlenmemiş şaraplar üretmenin peşindeymiş. Üretim sırasında üzümlere mümkün olduğunca az zarar vermek için Türkiye’de tek olan bir sap ayırma makinesi bile getirtmişler.

03_IMG_0875k

Arcadia sadece şarap yapma konusunda çalışmalarını sürdürmüyor bu arada. O kocaman arazileri içerisine bir de otel ve hatta sınırlı sayıda (tabii ki de yani),kendisine yetecek kadar bağı da olan bağ evi inşa etmeye başlamışlar! Trakya şarap turizmi konusunda harıl harıl çalışmakta yani anlayacağınız; kimse boş durmuyor. Arcadia’nın yaptığı ise gerçekten sonuçta oldukça gösterişli bir proje olarak son bulacak belli ki. Bu inşaatlar bitip, bağlar son şeklini aldığında Arcadia’yı tekrar ziyaret etmek şart oldu bana. Şaka bir yana, bu tür girişimler, sonuçta, sektörün içinde bulunduğu karmaşık durumdan şahlanarak çıkmasına yardım edecek bana kalırsa.

01_IMG_0867

Böylece Arcadia’da da müthiş keyifli vakit geçirip gencecik şarap yapım ekibiyle de tanışma imkanı buluyorum. Umarım hepsi ne kadar değerli insanlar olduklarının farkındadırlar ve kendilerini geliştirmekten hiç vazgeçmezler. Yıllar sonra bir gün Türk şarabını, mücadelesinin belki de en karanlık dönemlerinden birinden çıkaran insanlar olarak anılacaklardır (umarım). Bir de tabii Zeynep Hanım’la tanışmak var… Bugüne kadar tanışmamış olmak ne kötü ve sonunda tanışmış olmak ne büyük mutluluk!

Kendimi yeniden yollara vuruyorum ve yönüm artık Chamlija! Şanslıyım ki Mustafa Bey de burada, bağlarda. Fakat saatler farkında olmadan akmış gitmiş ve şansıma Mustafa Bey’in bir Amerikalı misafiri varmış. Bu yüzden kendileriyle Büyükkarıştıran’da bir restoranda buluşuyoruz. Özet olarak Chamlıja’nın o güzelim bağlarını göremiyorum fakat güzelim Chamlıja’lardan yeniden tadabiliyorum yemek esnasında. Mesela bir Viognier diyeyim, enfes diyeyim siz anlayın! Mustafa Bey’i gördüğüme sevinerek fakat buruk bir şekilde akşama doğru bugünlük turum da bitmek zorunda kalıyor. Turumun ilk firesini veriyorum; ve tabii Trakya’ya yeniden gelmem için de bahanelerim sıralanmaya başlıyor 😉

Clipboard01

Reklamlar

Argun Tanrıverdi hakkında

about.me/argun.tanriverdi

27/08/2013 tarihinde Şarap içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: