EWBC – Dijital Şarap İletişimi Konferansı 2012’nin Ardından

Bu yazıyı yazmak zor aslında benim için; 3 günlük bir maceraydı çünkü, koskocaman. Hangi bir tarafından başlasam sanki başka bir tarafını atlayacakmışım gibi geliyor, onun için her zaman yaptığım gibi ilk anından başlayarak anlatmam gerek sizlere. Tabii önce bu EWBC yani Avrupa Şarap Bloggerları Konferansı, yeni adıyla Dijital Şarap İletişim Konferansı da neyin nesi ondan kısaca bahsedeyim. En son da genel bir kaç gözlem ve yorum yapmak isterim.

E(uropean) W(ine) B(loggers) C(onference) 2008 yılından beri düzenlenen bir uluslararası konferans aslında. İlki İspanya’da, Vrazon yani Ryan ve Gabriella Opaz ve Robert McIntosh‘un kıvılcımı çakması ile 11 ülkeden 30 kişinin katılımıyla, daha çok kişilerin bir araya gelip fikir alışverişinde bulunma ve networklerini genişletme maksadıyla yapılan görüşmeler, her yıl katlanarak büyüyüp, farklı ana konularda dev organizasyonlara dönüştü. İkincisi 14 ülkeden 120 katılımcıyla Portekiz’de, üçüncüsü 30 ülkeden 200 katılımcıyla Avusturya’da, dördüncüsü 34 ülkeden 216 katılımcıyla İtalya’da düzenlendi.

5.si ise Wines of Turkey (Türk Şarapları)’nin çabaları sayesinde benim de memleketim ve yaşadığım şehir İzmir’de yapıldı geçtiğimiz haftasonu. Kağıt üzerinde, sunumları 3 gün süren konferans, konferans öncesi ve sonrası gezilerle aslında neredeyse iki haftalık koca bir organizasyondu aslında. 5 Kasım’da İstanbul’daki yemekle başlayan konferans öncesi macera, 6 ve 7 Kasım’da Çanakkale ve Tekirdağ’da şarap üretici ziyaretleri ile İstanbul’da şehir turu ve yemekler ile devam edip, 8 Kasım’da İzmir Hilton otelinin 32.katındaki B(ring) Y(our) O(wn) B(ottle), yani herkesin en azından bir şişe şarapla katıldığı yemekle son buldu. 10’larca ülkeden gelen 10’larca şarap ve müthiş keyifli insanların bir araya geldiği bu gece benim gibi bir şarap sever için gerçekten de bulunmaz bir nimet, konferansın İzmir ayağı için ise müthiş bir açılış oldu.

Gelelim Swiss Büyük Efes Oteli’nde düzenlenen 3 günlük konferans kısmına. 40 ülkeden 280’in üzerinde katılımcı 3 gün boyunca, çoğunlukla 3 paralel seans şeklinde devam eden sunumlara katılma imkanı buldular. Program neredeyse her şeyi kapsıyordu ‘şarap’ üzerine. M(aster) of W(ine)’ların yürüttüğü teknik tadımlar da buna dahildi, sosyal medyanın nasıl daha verimli kullanılabileceği de, şarap ticaretinin geldiği nokta da dahildi, harman yapmanın incelikleri de. Konuşmacılar da kendi dallarının profesyonelleri…MW Joel Butler, Randall Grahm, Alder Yarrow, İsa Bal, Dr.Jose Vouillamoz ve çok ama çok daha fazlası (tüm EWBC 2012 programı). Tüm sunumlar dolu salonlarda takip edilebildi; hele bazı seanslarda salondaki masalar yetmeyince, insanların ayakta takip etmek zorunda kaldığı durumlar bile oldu ki bu bence bir konferans için müthiş bir şey!

Neredeyse tüm konferans boyunca ciddi tek bir sıkıntı bile olmaması da ayrıca müthiş bir şeydi. Bunda, organizasyonu sadece düzenleyen değil, konferansa ve 300’e yakın kişiye ev sahipliği yapan Wines of Turkey, yani Taner ve Ayça Öğütoğlu ile ekibinin her konuya hakim olması ve her anın içinde yer almasının payı büyük tabii ki de. Beklenenden biraz fazla uzun süren sunumlar dışında programın sarkmaması böyle büyük bir organizasyon için tebrik edilesi bir durum. Swissotel Grand Efes İzmir’in de ev sahipliği takdire layıktı bence.

Bu arada sunumlar sürerken, aynı zamanda Türkiye’den katılan üreticilerin standlarında da tadım yapılabiliyordu tabii ki de! Kimdi peki bu katılımcı üreticiler (tüm Türk üreticileri sanıyorsanız yanılıyorsunuz). Doluca, Kavaklıdere, Kayra, LA, Pamukkale, Selendi, Sevilen, Suvla, Vinkara, Yazgan, Mozaik, Paşaeli, Prodom, Urla, Arcadia, Büyülübağ, Chamlija, Diren, Likya, Gali, Gülor, Kocabağ, Chateau Nuzun, Umurbey, Urlice ve Vinolus. 26 üretici, ülkede Şarap Üreticileri Derneği‘ne 37 üretici kayıtlıyken. Bu konudaki yorumuma en sonda değineceğim.

Yemek araları her ne kadar ayakta yemek zorunda da kalsak leziz yemekler ve bildiğimiz ve sevdiğimiz Türk şarapları pek bir keyifli geldi efenim onca beyin fırtınası sonrası. Ayakta yemek bir bakıma insanların tek bir masaya bağlı kalmalarını engelleyerek tam da bu konferansın amaçladığı şekilde sosyalleşmeye hizmet ediyordu. Daha sonra anladım ki iyi ki de oturarak zaman kaybetmemişiz.

İlk akşam yemekler 3 farklı noktada yendi; tabii bunun için katılımcılar 3 gruba ayrıldı ve gidilecek yerler son ana kadar söylenmedi katılımcılara! Bir grup otobüslere doluşup Sevilen Şarapları İsabey Bağevi‘ne, büyük bir grup Urla Şarapçılık‘a giderken benim de dahil olduğum grup İzmir Konak Pier‘deki Adabeyi Balık Restoranı‘na yürüdü. 70’e yakın insanla Pier’e çıkarma yapmak da pek keyifli oluyormuş canım. Biz sakin sakin yemeklerimizi yerken, Urla’ya giden grubun danslar edip, çılgınca eğlenmesini kıskanmadım desem yalan olur ve İsabey’e giden grubun ise nasıl bir gece geçirdiği hakkında hiç bir fikrim olmamasına şaşırsam da hayatımda yediğim en lezzetli ahtapotu yediğim ve Pamukkale Şarapçılık yönetim kurulu başkanı Yasin Tokat’la yan yana oturup sohbet edebildiğim için hala kendimi şanslı sanıyorum.

Ve ikinci gün; kimsenin oturma şansı dahi bulamadığı gün!

Sabah “natural wine debate (doğal şarap münazarası)” oturumu ve aynı anda devam eden “Turkish cuisine (Türk mutfağı)” sunumları en çok ilgi gören sunumlar oldu. Türk mutfağı ve bize has tatlarla ilk kez tanışan bir çok katılımcı müthiş keyif aldı bu durumdan. Zaten konferans sonrası katılımcılar tarafından yazılan yazılardan, yemeklerimize ne kadar bayıldıklarını gördük. Sonrasında ise bir rakı tadımı gerçeği vardı! Ofisimizde bir şeyler yetiştirmeye çalışırken içeriden gelen klarnet, akordeon ve darbuka sesiyle irkilmemizle “rakı” gerçeğine uyanmamız bir oldu. Buna bir de dansöz hanımefendi eklenince nerede olduğumuzu şaşırdık ama anlaşılan katılımcılar bundan pek bir keyif aldı!

Sonrasında ise konferansın büyük olayı: Grand Terroir tadımına sıra geldi. Dünyanın dört bir yanından gelmiş 300’ün üzerinde katılımcı Öküzgözü ve Boğazkere salonlarının birleşmesinden oluşan dev salonda, katılımcıların salona alınmasından önce sommelier Görkem Öztürk beyin liderliğindeki bir ekiple eksiksiz bir şekilde hazırlanmış, tadılacak şarapların kadehlerdeki yerlerini almış bir biçimde Türkiye’den, Gürcistan’dan ve Lübnan’dan 2’şer ve Ermanistan’dan 1, toplamda 7 şarabı, Charles Metcalfe ve Tim Atkin MW‘ın sunumları ve firmalardan gelen temsilcilerin anlatımlarıyla tatma olanağı buldu. Aslında bir de Mısır şarabı olacaktı ama nasip olamadı ne yazık ki. Bu arada tüm şarapların Charles Metcalfe ve Tim Atkin tarafından seçildiğini belirtmekte fayda var. Şaraplar şöyleydi: Kavaklıdere Cotes d’Avanos Narince & Chardonnay 2011 (TR), Sevilen Plato Kalecik Karası 2011 (TR), Teliani Valley Samshvenisi Kvevris 2010 (GEO), Vinoterra Saperavi 2009 (GEO), Chateau Ka Fleur de Ka 2006 (LBN), Domaine des Tourelles Marquis des Beys 2006 (LBN) ve Zorah Karasi 2010 (ARM).

Şaraplar hakkında herkes tabii ki kendi görüşünü yazdı çizdi, bazıları şaraplara nasıl bayıldıklarını söyledi, bazıları ise kimi şaraplardan hiç keyif almadığını. Ben ise her zamanki gibi anın ve hayatımda ilk kez tattığım Gürcü, Ermeni ve Lübnan şarabının tadını çıkarttım ve böyle büyük bir organizasyonu katılımcılara sunduğumuz için de kendimizle gurur duydum. Keşke “Grand terroir” dediğimiz bölgedeki tüm ülkelerden şarap olabilseydi tadımda ama olması için canla başla çalışıldığından emin olduğum için kimseyi suçlayacak da değilim. 300’den büyük bir kalabalıkla birlikte Charles Metcalfe ve Tim Atkin MW’in sunduğu bir tadımda bulunmak, şarap tatmak paha biçilemez. Bu arada Gürcü şarabının ne kadar farklı bir lezzet olduğu ve Lübnan şarabının da bizim yoğun meşe kullanımlı ağır şaraplarımıza ne kadar benzediğini gördüm.

Tadım bitiminde tüm katılımcılar holde yeniden düzenlenmiş tadım standlarında şarapları tatmaya devam edebildiler. Günün sonunda ise pek bir önemli “Gala Yemeği” için hazırlanıldı. Tüm katılımcılar bir kez daha, bu sefer rahat masalarında oturarak Swiss şeflerinin yaptığı yemeklerle Türk şarapları eşleştirmelerini tatma imkanı buldu. Her şey pek güzeldi de bıçağımın bile kesemediği kaz eti çok da keyif verdi diyemem 🙂

 Bu arada o an ‘ewbc’ hashtag’iyle atılan tüm twitlerin canlı olarak dev bir perdeye aktarılması da bence harikaydı. İnsanların kendi yazdığı twiti o perdede görünce yaşadığı çocukça heyecanı görmek de ayrı bir keyifliydi (ben de dahil).

Yemek sonrası ‘after party’den bahsetmeyeceğim artık merak etmeyin! Pazar günü ise tek büyük bir salonda sunumlar devam ederken büyük çoğunluk konferans sonrası gezileri için yola çıkmıştı. Geziler yarım günlük İzmir turunu da kapsıyordu, Manisa ve Denizli turunu da, bir haftalık Gürcistan turunu da. Bu gezilere katılmadığım için detaya giremeyeceğim ama fotoğraflar ve yorumlardan anlaşılan hepsi de çok keyifli geçmiş katılımcılar için.

İşte 3 günlük bu konferansın hikayesi böyleydi. Her ne kadar kısa anlatmak istesem de pek başarılı olamadım sanırım.

Son olarak gelelim benim naçizane yorumlarıma (yorumlarım kısmını ayırıyorum ki hikayeyi okumak istemeyenler direk bu kısma kolayca geçebilsin 😉

————————————————————————————————————————————————————————-

Bu konferansın Türkiye’de düzenlenmesini sağlamak şarap dünyamız için muhteşem bir şeydi, müthiş bir fırsattı, olağanüstüydü! Hatta sadece şarap dünyamız için değil, Türkiye için de harika bir fırsattı. Bir damlacık bile emeği geçenler dahil herkese teşekkür etmek lazım gelir.

Dünyanın dört bir tarafından gelen bu insanlar şarap konusunda ciddi kanaat önderleri ve dünya bu insanların şarap üzerine yazdıklarını okuyor, bu insanların sattıklarını ve önerdiklerini öğrenip, tüketiyor. Hiç bir reklam kampanyasıyla erişemeyeceği bir noktaya erişti Türkiye bu konferansı düzenlemekle bana kalırsa, en azından şaraplarının bilinirliği açısından. Daha konferansın bitmesinin üzerinden 1 hafta geçmesine rağmen onlarca blog, dergi, internet sitesi yazısı kim bilir kaç yüz/binlerce insana ulaşıyor şu satırlar bile yazılıyorken! Muhteşem bir şey bu. Kaldı ki konuşulan sadece Türkiye’nin şarapları değil, kendisi de ve daha olumsuz bir yazı okuduğumu hatırlamıyorum.

İki gün üst üste #ewbc (twitter bilmeyenler için çok basit olarak hashtag nedir ve nasıl kullanılır) dünya trend listesine yükseldi. Bunun ne kadar ciddi bir şey olduğunu şöyle açıklayabilirim belki. O kadar çok defa, içerisinde #ewbc geçen twit atılmış ki #ewbc ‘dünya’ trend listelerine girmiş ve kim bilir kaç tanesinin içinde aynı zamanda ‘Turkey’, ‘Turkish wine’ gibi terimler geçmiş ve ülkemiz ve ülkemiz şarabı konusunda merak uyandırmış ve son olarak kaç kişi acaba sırf dünya trendlerinde gördüğü için merak edip bu konuyu araştırmış. Bunun bir parçası olmak harika!

26 üreticimiz katıldı bu organizasyona, kalanlar neredeydi bilmiyorum. Büyük ihtimalle kendilerince haklı sebepler ya da bahanelerle evlerinde oturmayı ya da bu organizasyona sırtlarını çevirmeyi uygun gördüler. Hepsini tebrik eder, başka sektörlerde onlara başarılar dilerim, zira belli ki şarap sektöründe yer alma niyetinde değiller. Yoksa şaraplarını tüm dünyaya duyurmak için tüm dünyayı gezip, kapı kapı dolaşmak yerine tüm dünyanın ayaklarına geldiği bir organizasyona neden katılmasınlar ki? Bir bilen varsa dinlemekten mutluluk duyarım.  Bence ülkenin tüm üreticilerinin (en azından belli bir kapasitenin üzerindekilerin (ki bundan kastım aslından evinde üretenler dışındaki herkes!)) bu konferansta bulunması gerekliydi ama olmadı. Bunu bir bakıma da işin doğası olarak görüp sakinleşebiliriz. Yine de onlar adına üzüldüm ne yalan söyleyeyim. Eminim konferans sırasında kurulan bağlantılar, dostluklar yakında orada bulunan üreticilerimize büyük yararlar sağlayacaktır.

Bu konferans “Dijital Şarap İletişim” konferansıydı. Türkiye’de bu konuda çok da fazla aktif bir topluluk olduğunu söylemek zaten zor. Bir de buna yüksek katılım ücreti eklenince, Türkiye’den şarap sektörü içinde olmayıp, bu camia içinde amatör olarak bulunan (blogger yahut tüketici, fark etmez) kişi sayısı çoook çok azdı. Ne yapılabilirdi de bu sayı artabilirdi bilmiyorum. €/TL dengesi de göz önünde bulundurularak günlük katılımlara daha fazla ve  daha uygun (konferansın tümüne katılan katılımcıların haklarını yemeden) ücretler sağlanması mümkün olsaydı belki bu sayı artabilirdi. Bunun yanında bir çok insanın (ki zengin insanlar olmadıklarını garanti edebilirim) tee Amerika’lardan bile, belki de büyük fedakarlıklar yaparak gelmiş olma olasılıklarını göz önünde de bulundurmak lazım. Demek istediğim, istedikten sonra olmayacak bir şey de değildi bu şartlarıyla konferansa katılmak (şahsi görüşüm olup, sizinkine saygı duyarım). İlaveten, ben çok eminim ki bu konferansa rahat rahat katılabilecek çok büyük bir şarap sever topluluk var Türkiye’de ama sanırım bu konferansın önemini tam olarak kavrayamamışlar. Onlar adına da bir üzüleyim bari.

Şaraplarımız için katılımcıların genel izlenimleri konusuna gelince… Bu konuyu test etme noktasında şanslıydım çünkü Charles Metcalfe, Elin McCoy, Alder Yarrow ve  Robert Joseph ile röportaj yapma gibi bir olanağım oldu konferans sırasında. Önce genel algıdan başlayayım ki bugüne kadar yazılmış blog/site yazılarından da bu genel algı doğrulanıyor. Bir kere, dünyanın bir çok köşesinden insanlar (özellikle de Amerika’dan) Türkiye’de şarap yapıldığından bile bir habermiş; ki bu bizi şaşırttı mı, hayır! Ne diyor bu insanlar peki şaraplarımız konusunda? Son derece olumlular bir defa. Çoğu kişinin söylediği (daha önce de duymuşsunuzdur) kendimize has, bu toprağa özel olan üzümlerimize odaklanmamız gerektiği ve ilaveten bu üzümlerden yapılan şarapları genelde daha çok beğenmeleri. Özellikle öküzgözü, boğazkere, narince ve kalecik karası şaraplarından pek bir hoşlandılar. Her ne kadar isimlerini telaffuz etmekte zorlansalar da, o bile bir eğlence oldu onlar için. Fakat bir kısım, bu isimlerle yurt dışında bilinirlik kazanmanın da zor olduğunu düşünüyor. “Telaffuz edemediği şarabı neden içmek istesin ki insanlar” şeklinde bir yorum bile yapıldı. Yoğun meşe kullanım merakımız onların da dikkatini çekti (!) ama bunun her gelişen ülkenin içerisinden geçtiği bir dönem olduğunun da bilincindeler (inşallah üreticilerimizin de bu bilince gelmeleri fazla sürmez). Sonuçta şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, dünya bizim şarabımızın; her ne kadar tabii ki de en üst seviye için daha yolumuz olduğunu söylese de; kalitesinin farkında. En üst seviyede olmadığımızı zaten biliyorduk ama artık çok da alçak gönüllü veya daha fenası burun kıvırıcı olmaya gerek yok. Hele hele “bizim şarabımız kötü” diyecekler olursa lütfen onların sözlerine itibar etmeyiniz.

Tekrar bu organizasyonun bu topraklarda olmasını, bu kadar harika ve sorunsuz düzenlenip altından kalkılmasını sağlayan herkese teşekkür ederim.

Soldan sağa: Meeghan, ben ve Jan, yemek sırasında twit atarken 🙂 [In courtesy of Elisabeth Gstarz]

Argun Tanrıverdi hakkında

about.me/argun.tanriverdi

19/11/2012 tarihinde Şarap içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. Konferansın heyecanı bu yazının her satırından taşıyor! Detaylı paylaşım için teşekkürler, gidemedim ama sayenizde merakımdan da ölmedim 🙂 Konferans süresince tweetleri takip etmek de çok keyifliydi!

    • Argun Tanrıverdi

      O heyecanı azıcık da olsa yaşatabildiysem ne mutlu bana. Teşekkür ederim yorumunuz için Elif Hanım!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: