Bir Şarap Turu 4: Gali Şarap ve Bağları!

Eceabat’ta ilk sabahım; İzmir’den planlanmış bir gezi daha var bugün programda. (Sonunda) Çeşme Şarap Festivali’nde tanıştığım Gali Şarap‘ın (Kavur Tarım Bağcılık) bağlarını ziyaret edeceğim ve çok değerli bir gezi olacak eminim. Nilgün (Kavur) Hanım’ın Çeşme’de anlattığı kadarıyla bağlar o kadar özel bir noktada ki, tek noktadan Marmara Denizi, Ege Denizi ve Çanakkale Boğazı’na hakimsiniz. E böyle olunca da 3 yaşındaki bağlardan çıkan şaraplar pek leziz oluyormuş efenim. Hakan (Kavur) Bey alıyor beni yoldan ve tırmanış başlıyor.

 

Arabamı neden yolda bırakmam gerektiğini bir süre sonra anlıyorum toprak yolda burnumuzu zirveye doğru verdiğimizde. Nilgün Hanım anlatmıştı aslında bağların zirvede olduğunu ama kafamda tam canlandıramamışım demek ki. Zirve dediysem sanmayın Nemrut’a tırmandığımızı fakat yine de güzel yükseliyoruz denizden. Yaklaşık 3-4 kilometre sonra bağlar karşılıyor bizi. Çok uzun sürmese de bağlara giden yol, kısaca hikayelerini anlatıyor Hakan Bey. Meslektaş olduğumuzu farkediyoruz. Yıllarca makina mühendisliği yaptıktan sonra kendini İstanbul’dan ve biraz da mesleğinden atmak istemiş Hakan Bey. Kanda da toprak olunca 2005 senesinde başlamış maceraları Gali ismiyle. Piyasaya çıktıkları ilk tarihse 2011’in Kasım ayı! O kadar yeni bir üreticiden bahsediyoruz yani aslında.

Bağların konumu harika. Gelibolu yarımadasının Trakya’ya bağlandığı nispeten daha dar olan dip kesiminde zirvede konumlular. Bir kısmı Ege Denizi’ne bakan yamaçlarda, bir kısmı Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’na bakan yamaçlarda. Zirve de yumuşak olduğundan iki denizin de esintisini alabiliyor bağlar.  Hakan Bey’in kamyonetiyle dolaşırken bile zorlanıyoruz yamaçtaki bağlar arasında. Asmalar şartların zorluğundan hala güçlenebilmiş değiller ama mücadeleleri sonsuz belli, üzerlerinde her şeye rağmen üzümleriyle ayaktalar.

Daha aşağıda zemin nispeten düzeliyor.  Buradaki asmalar suyun da zeminde kalmasıyla belli ki çok daha kuvvetli. Ne kadar kuvvetli olduklarına kanıtlarcasına da üzerileri salkım dolu ve çok sağlıklı görünüyorlar (tatları da pek güzel :])

Gali kendine bir rota belirlemiş yola çıkarken: Sınırlı sayıda çeşit belirli üzümleri bağlarında yetiştirip, o üzüm ve o üzümlerin şaraplarında ustalaşmak. Her ne kadar ben bu çeşitlerin arasında yerel üzümlerden de bir ya da bir kaçını görmek istesem de Gali bağlarında sadece Merlot, Cabernet Sauvignon ve Cabernet Franc üzümleri yetişmekte. 10’larca çeşit üzüm yetiştirip, 10’larca çeşit sıradan şarap üretmek yerine bu yola gitmeleri bence çok güzel bir yönelim (tabii ki de 10’larca çeşit çok kaliteli şarap üretmek de mümkün ama pek kolay olduğunu sanmıyorum!).

Gali’nin bağ arazileri içinde Çanakkale Savaşı’ndan kalma tabyalar da bulunuyor. Gezimiz sırasında bir tanesinin de içine giriyoruz elimizde fenerlerle. Tamamen terk edilmiş ve kimsesiz kalmış olmaları beni hüzünlendirdi oldukça. İçleri sinek, böcek ve yarasaların evi olmuş. Kendimizi zor attık dışarı. Kendi arazisi içinde kalmış olanlar için Hakan Bey’in harika bir fikri var, umarım gerekli izinler konusunda sıkıntı yaşamaz da gerçek olur hayali ve eğer olursa da çok güzel bir çekim alanı olacaktır bu Gali için (en azından ben bayılırım orada olmaya).

İzin konusunda Gali de çok çekmiş. Bölge doğal miras kabul edildiğinden  şaraphaneyi bağların yanı başına inşa edememişler. Bu yetmezmiş gibi bugün de bağları arazisine enerji üretimi için dikilmek istenen rüzgar türbinlerine karşı mücadele halindelermiş. Özellikle de Hakan Bey’in kendi tadım noktasını yaratmak istediği noktaya bir tane türbin konmak istenmesi, yeterince dertleri yokmuşçasına can sıkar olmuş.

Bağlardaki gezimiz bitince şaraphaneye doğru yola çıkıyoruz. Şaraphane de fazla uzak değil. Sarı-kahve taş duvarlarıyla ortama çok iyi uyum sağlamış bir yapı olduğunu düşünürken, zaten iki binanın da zeminden çıkartılan taşlarla yapıldığını söylüyor Hakan Bey.

Hemen şaraphanenin koca kapısı açılıyor ve tankların yanında buluyoruz kendimizi. Hayatımda ilk kez tanktan şarap tatma imkanı veriyor bana Hakan Bey. Belki damağım farkını hala çok ayırt edemiyor ama tecrübenin özel olduğunu biliyorum ve bu bile bana büyük keyif veriyor. Hele sürpriz tatlar tatmanın keyfi bambaşka.

Bir kapı daha sonrasında da mahzene giriyoruz. Meşeler ve geçmiş senelerin şişeleri bekliyor burada sıralarının gelmesini. Pek fazla kalmamaları en iyisi. Daha çok fıçı için yer bol burada. İlerleyen seneler için planlar yapılmış belli ki, kafalarda daha fazlası var. Fıçıları ve içindekileri fazla da rahatsız etmemekte fayda var deyip ayrılıyoruz.

Şu anda elde edilebilecek 3 Gali şarabı bulunmakta piyasada. 2009 ve 2010 rekolte Gali’ler ve Gali Evreshe. Nilgün Hanım Çeşme’de 2009 rekoltesi için sonradan açılan bir şarap oldu ifadesini kullanmıştı. İlk şişelendiğindeki yeni meşe fıçılarının etkisini atıp dengeye gelmesi vakit almış şarabın. Gali 2010 için daha bugün Umut (Özdemir) Bey (Vinografi) “Türkiye’den bugüne kadar çıkan en iyi Merlot“, Evreshe içinse “Gelibolu’dan müthiş dengeli bir kırmızı . Hiç de ikinci Sarap gibi durmuyor” demiş.  Tabii yine de burun sizin burnunuz, damak sizin damağınız. Ben derim ki ne edin bulun birer tane ve kendiniz deneyin 🙂

Gali’den ayrılma vaktim yaklaşmışken oturuyoruz dışarıda Hakan Bey’le. İkimiz de yorgun ama ben ruhsal olarak son derece tatmin olmuş ve keyifli, hem harika bağlar gördüğüm, hem de harika insanlar tanıdığım için. Bu arada Nilgün Hanım nerede diye merak edenler için söyleyelim; kendisi ziyaretim sırasında İstanbul’da şaraplarının, işin her üreticinin en sevdiği(!!!) kısmı olan pazarlamasıyla meşguldü.

Harika geçmiş 2-3 saatin sonunda Hakan Bey’e teşekkürlerimi ve iyi dileklerimi sunup ayrılıyorum Gali’den. Çok da ayrılmak istediğimden değil ama planların işlemesi lazım. Umuyorum ki hiç bir zorluk ve sıkıntı Gali’yi ve Kavur’ları yorup, bıktırmaz ve hayalleri ve hedeflerini bir bir ulaşırlar. Biz de daha yıllarca şaraplarının keyfini sürdürmeye devam edebiliriz. Size naçizane tavsiyem, siz de irtibata geçin Hakan Bey ya da Nilgün Hanım’la ve ziyaretlerine gidin, eminim onlar da siz de bundan büyük keyif alacaksınız. Ah o bağlar!

Reklamlar

Argun Tanrıverdi hakkında

about.me/argun.tanriverdi

16/09/2012 tarihinde Şarap içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: