Bir Şarap Turu 2: Corvus’ta Bir Gün

Bozcaada’da ikinci günüm ve bir tam gün, sabahtan akşama bana ait! Aslında bugünün planı İzmir’den belli: İstanbul’dan gelen T(ürk) S(ommelierler) M(asası) ile Corvus Şarapçılık ziyarete gidilecek. Böyle plana can feda, bütün diğer planları iptal ettirir böylesi. E her gün olası değil Reşit (Soley) Bey’den Corvus’un hikayesini dinleyip, onunla birlikte şaraplarını tatmak.Öncesinde yaptığım kısa ada turundan sonra saat 11:00 gibi Corvus’ta yakalıyorum T.S.M.’yi.

Reşit Bey yaslanmış bir insan boyundan büyük bir fıçıya başlamış anlatmaya, neyse ki fazla bir şey kaçırmadığım belli. Her ne kadar artık herkes bilse de az çok Corvus’u, anlatacak şeyi çok Reşit Bey’in. Çok fazla yaşamış aslında belki de çok da fazla olmayan seneler içinde. Önce Bozcaada’dan bahsediyor; üzümle olan geçmişi ve yıllar içinde kalitedeki düşüşü. Corvus’u biraz da bundan kurmuş, adadan kaliteli üzüm ve şarap çıkabileceğini kanıtlamak istercesine. Attığı her adım projesinin bir parçası. Mimarlık geçmişinde olduğu gibi Corvus da bir proje olarak başlamış, fakat geldiği nokta kadar büyük değilmiş ilk akıllarda. “Proje” kelimesi düşmüyor hiç ağzından, belki de alışkanlıktan. Ama bir şey var ki o da Corvus’un başarısının da bununla alakalı olduğu.

 Bir öğrenme hastası olduğundan da bahsediyor. Bağcılık ve şarapçılığa da böyle bir giriş yapmış. Şarap yerine peynir yapsaydım da Türkiye’nin en iyisini yapardım diyecek kadar iddialı. Bu yolda da en iyilerle çalışmaktan hiç çekinmemiş ve projesi dahilinde toprak analiz ve iyileştirme ve sulama için çok çalışılmış. İşin bağda olup bittiğine inananlardan Reşit Bey. Kendi de birebir işin içinde. Hatta “Anaç ölçeğinde tanıdıklarım var” diyor daha net anlayabilmemiz için.

Çalışmalardaki ciddiyet had safhada. 2008 yılında beklenenden çok daha iyi çıkan şaraplar sonrası, nedeni araştırılıyor. Tek tek günlük kayıtlara baktıklarını söylüyor Reşit Bey. Tabii bunu yapabilmek için günlük rapor tutmak lazım! Sonuçta yazın ortasında sürpriz 2-3 günlük yağış olduğu tespit edilmiş ve bundan sonraki sene aynı gün sulama yaparak aynı başarıyı yakaladıklarını söylüyor. Tesis de bu ciddiyete layık şekilde. Çelik tankların bulunduğu zemin uzay gemisini andırıyor (bir kaç kez girmiş olduğum için uzay gemisine, örnek verebiliyorum :P). Meşe fıçılar da farklı değil.

 İddialı olduğu tek nokta yaptığında en iyisini yapacağı değil. Bağcılık ve şarapçılık konularında yazılı olan ya da olmayan kurallara karşı da temkinli. Ona göre kuralsızlık bir kural. 5 yıldan genç bağdan şarap çıkmaz diyenlere de, şarap piyasası pastasını büyütmek yerine küçük pastadan büyük dilim almaya çalışanlara da tepkili ve iddiasını Türk şarapçılığını 3 döneme ayırarak bir kez daha ortaya koyuyor: Cumhuriyet öncesi, Cumhuriyet dönemi ve Corvus sonrası! Çok şeyin Corvus’la değiştiği görüşünde şarap dünyamızda. “Bizden önce ne şişe, ne etiket farkındalığı vardı, hatta tüketicinin bile farkında değildi üreticiler” diyor. Piyasaya girdiklerinde içilebilir 10 şarap varsa, bugün kalitesi de misli yükselmiş şekilde içilebilecek 30 şarap olduğu görüşünde en az.

Şimdi bir projesi daha var Reşit Bey’in, o da Apelasyon Corvus Bozcaada. Devleti daha fazla bekleyemeden kendi standartlarını koyma peşinde artık. Standart dediysek de öyle kolay girilebilir standartlar olmadığını söylüyor, hatta kendi şaraplarından dahi giremeyecekler olabilirmiş. Apelasyon konusunda da inançlı ve arzulu. Her şeyi devletten beklemekle bir yere varamayacakları görüşünde ve bu konuda da bir çok konuda olduğu gibi öncü konumunda.

Müthiş enerji yüklü Reşit Bey. O enerjisiyle kafasına koyduğunda başaramayacağı şey yokmuş gibi de bir havası var. Tadıma geçiliyor ve Reşit Bey hala ayakta, anlatıyor.

Şaraplar için çok fazla şey söylememe gerek yok, en azından kaliteleri için (ayrıca işin uzmanları T.S.M. oradayken bana laf düşer mi allah aşkına!). Reşit Bey kendi damak tadına göre şaraplar yaptığını söylemekten çekinmiyor. “Ben ağır, gövdeli, tanenli” şarapları severim diyor. Yaptığı şaraplar da bu tarzda. Ama iyi de bir yanları var. Hemen bugün içmek isteyen için de, 3-5 sene beklemek isteyenlere de,  5-10 sene bekleme sabrı olanlar için de şarap yaptıklarını söylüyor.

Tadılan şaraplar şöyle: Teneia 2010, Bornova Misket Sek 2009 (bayıldım), Blend Bianco 2008, Malbec 2008, Blend No.5 2008, Blend No.4 2007, Corpus 2008, Passito 2005 (baldan tatlı!) ve Curturk (büyülendiğimden yılına dikkat etmemişim)!

Başka da birşey söylemeye gerek yok zaten şaraplar için; seversiniz, sevmezsiniz ayrı ama bu şarapların daha bağından sizin kadehinize gelinceye kadar müthiş bir özenle yapıldığı ve sonuçta da kaliteli oldukları hakkında kafanızda soru işareti kalmıyor. Firma her yaptığını hesaplı yapmış bugüne kadar ve böyle devam edeceğini de öngörmek mümkün.

Toplu fotoğraf çekilip bağlara yolculuğa geçiliyor.

Bağlara da bir ziyaret yapmadan olmaz sonuçta. Hemen araçlarla 5 dakika mesafede, üzerindeki salkımlarıyla korkunç rüzgar altında hasadını bekleyen bir bağa gidiyoruz. Ne yazık ki bu şarap dolu günüm de burada böylece bitiyor (akşam Corvus’lar eşliğinde T.S.M ile yenilen keyifli akşam yemeğini ayrı tutuyorum tabii ki). Sırada 3. gün var!

Reklamlar

Argun Tanrıverdi hakkında

about.me/argun.tanriverdi

11/09/2012 tarihinde Şarap içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: