Bir Şarap Turu 1: Bozcaada’da İlk Gece

Yazın son demleri bile geçmiş, Ege’de son üzümler de asmalarından toplanma evresine gelmişken bu güzel anları bir yıl daha kaçırmamak için kendime bir gezi programı ayarladım: iki günümü Bozcaada‘da, iki gecemi de Çanakkale‘de geçirip elimden geldiği kadar fazla şarap üreticimizi ziyaret etmek niyetindeyim. Çok da fazla plan yapmadım aslında ama kimlerin nerede olduğunu bililyorum 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

Gideceğim tüm noktaları haritada ‘pin’ledikten sonra yola koyuldum ve yaklaşık 5 saatin sonunda Geyikli Feribot İskelesi’ndeydim. Bozcaada feribotunun araçlar için 58 TL olduğunu öğrenmem ilk şoku yaşattı bana ama yapacak bir şey de yoktu [Yarım saatlik bir feribot yolculuğu için bu kadar yüksek bir meblağ talep etmek sizce de insafsızca değil mi? ]. Bozcaada’ya lastik basmamla, arabamı kaldırıma park etmem sırasında ön lastiğimi patlatmam da ikinci şoku yaşattı bana ama hiç bir şey moralimi bozamayacaktı, kararlıydım. Hemen lastiği değiştirip, kalacağım pansiyonu da yarım saat içinde bularak, kendi “işleri iyiye çevirme” rekorumu kırdım ve ada merkezini dolaşmaya, daha doğrusu şarap üreticileriyle ilk teması kurmaya çıktım. İlk karşıma çıkan tesadüf eseri, bağlardan toplanmış üzümlerinin sap ayırma ve tane çatlatmasını yapan Ataol Şarapları oldu. Yoluma devam ediyorum. Bir sonraki durak olarak Talay Şarapçılık‘ı buluyorum, zaten kokuyu takip etmeniz yeterli. Koku sizi şarap üreticilerine götürüyor eğer daha önce öyle bir ortamda bulunduysanız ve o kokuya aşinaysanız.

Bugün sadece tanışma turları; kendimi tanıtıp, daha sonrası görüşmek üzere anlaşıyorum herkesle. Talay Şarapçılık’ın hemen komşusu Çamlıbağ Şarapları. Onlarla da tanışmam ve sonrası için anlaşmam fazla zamanımı almıyor. Bir iki kare çekmeden hiç bir yerden ayrılmıyorum tabii.

Merkeze indiğimde de sanki benden gizlenmeye çalışmış olan Amadeus‘un satış mağazası çıkıyor karşıma aniden. Oliver (Gareis) Bey’le tanışmayı çok istiyorum, önceden de geleceğimi haber ettim bilhassa. O an bulamıyorum kendisini ama geri geleceğim!

Açlığım ayrı bir boyuta ulaşmadan, kendime yiyecek bir yer aramaya başlıyorum. İnsan yalnızken daha zor oluyor sanki yer seçmek, dönüp duruyorum ve ikinci turumun sonunda bir yer beğeniyorum kendime. Bu gece sakin takılmak niyetindeyim. Aral isminde bir yer, vitrininde de Aral etiketli şarapları var, hayatımda duymamışım.Meğer Bozcaada’nın diğer bir üreticisiymiş Aral Şarapçılık, hem de en eskisi! Menüdeki Dimitrakopulo ismindeki şarap ilgimi çekiyor ve bir kadeh istiyorum köftemin yanına Karasakız ve Cinsault 2011 kupajından. Şişesini de görmek isteyince merakım daha da katlanıyor. İsme bakınca sanırsın bir Rum markasın ama üzerinde kocaman “Türk Malı” yazıyor. Yemeğim bitince soruyorum şarap ile ilgili bilgi alabileceğim birisi olup olmadığını ve bu sayede Ahmet Aral beyefendiyle tanışıyorum, Aral Şarapçılık 3. kuşak.

Yaklaşık 15-20 dakika bana markayı ve firmalarını anlatıyor. Utanıyorum bir İzmirli şarap sever olarak bu güne kadar bu markayı hiç duymamış olduğum için, çünkü özellikle de İzmir’de çok beğenilirmiş ve tüketilirmiş; hatta deposu da Basmane’deymiş. 1933 yılından beri şarapçılık yapan bir firmaymış meğer Aral. Ailenin Bozcaada’da 350 senelik geçmişi varmış. Bir Türk ve bir Rum’un kurdukları iki şirket Aral ve Dimitrakopulo. Aslen Dimitrakopulo cumhuriyet öncesinde rakı üretiyor, hatta Atatürk’ün içtiği rakı da buymuş. Daha sonra Tekel kurulup rakı üretimi tek elde toplanınca, firma da şarap üretimine geçiyor. 1950’lerde Aral’ın Dimitrakopulo’yu satın almasıyla tek çatı altında toplanıyor iki firma ve özellikle 1970’lerde en üst seviyesine çıkıyor. 1970 yılında bir şaraplarının Fransa’da gümüş madalya da aldığını söyledi Ahmet Bey; araştırıp bulacağım detayları. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Rumca ismi dolayısıyla marka düşüşe geçiyor, insanlar tepki göstermeye, tüketim düşmeye başlıyor marka bir Rum markası sanılarak. Bunun üzerine etikete “Türk Malı” ibaresi yerleştiriliyor. 1980’lerin sonunda kuşak değişimiyle ailede fikir ayrılıkları ve bölünmeler yaşanıyor ne yazık ki. Bugün Bozcaada’da üretim durmuş ve tesis el değiştirmiş durumdaymış. Bağlar hala Bozcaada’da ama üretim Tekirdağ’daki tesiste devam etmekteymiş.

Firma tabii ki de eski günlerinden çok uzakta; hatta eskilerden firmayı tanıyıp Bozcaada’da görenler şaşırıyormuş hala varlığını sürdürdüğüne. Yine de yeni bir oluşum içinde ki bunu duyma bile sevindirici. Umarım ülkede şarapçılık böyle hareketli günlerindeyken, Dimitrakopulo gibi eski firmalar da (kalmışsa tabii) yeniden eski günlerini görebilir ve umarım bunun olmasında bir nebze olsun katkımız olabilir.

Böylece şarap turumun ilk günü son buluyor ve ben Bozcaada’da ilk uykumu çekmeye doğru yol alıyorum.

Reklamlar

Argun Tanrıverdi hakkında

about.me/argun.tanriverdi

09/09/2012 tarihinde Şarap içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 3 Yorum.

  1. Adanin en guzel zamanlari. Cok iyi etmissiniz. Kiskandim valla. Size birkac tavsiyem olabilir. Sahsen adada cinaraltinda Canli ibo da kofte ekmek yemege gidin. Sonra bir aksam mutlaka Yosun restauranta gidin. cok guzel mezeleri ve baliklari var. Ozellikle karisik yesillik tabagi soyleyin. Bir suru degisik ot var. Birgunde firsatiniz olursa Ayazma plajinin hemen yanindaki restauranta gidin, adini unuttum ama cok guzel peynirli bir mezesi var. Sarimsakli ve zeytinyagli. Birde izgara ahtapot yiyin. Yaninda mutlaka birde sarap ohhh misss.

    Sarap tavsiyelerime gelince.

    Camlibag Kuntra Reserve. 65 yasinin ustundeki baglardan yapilma bir sarap. Cok enteresan bir sarap. Birde Camlibag Misteli deneyin mutlaka. Tatli bir sarap. En basarili urunlerinden biri.

    Herkese onerilerimden biri Amadeus Zlehtina. Ben cok keyif alarak ictigim bir sarap. Asiditesi Sauvignon Blanc kadar kuvvetli degil ama icimi cok keyifli. Cok kisitli miktarda var. Buldugunuz yerde kacirmayin derim ama benim fikrim tabi. Bu sene cikan urunlerinden Zinfandel Rose de cok hos bir rose. Yalniz benim sevdigim roseler daha govdeli olanlardir. Buda onlardan biri. Zinfandel kirmizisini daha icmedim, evde yatiyor.

    Talay sarapcilikta mutlaka Shiraz ve Tempranillo yu deneyin. Vasilaki domisekte bu seneki urunleri arasinda ve benim hosuma giden saraplardan. Birde Tenedos kirmiziyi deneyin derim sahsen.

    Planlariniz arasinda var mi bilmiyorum ama adadan sonra Eceabattaki Suvla sarapciliga mutlaka ugrayin derim. Sizin gibi bir sarap severin kacirmamasi gereken bir yer.

  2. Argun Tanrıverdi

    Caner Bey, geç cevap verdiğim için mesajınızı görmedim ve dikkate alamadım sanmayın. Yemek konusunda ne yazık ki dediğiniz yerleri deneyemedim ama şarap konusunda tükenmemiş olan hepsini denedim. Çamlıbağ Kuntra Rezerv’den aldım, Amadeus Zlehtina tükenmiş ne yazık ki.

    Ve sizin de aynen dediğiniz gibi planım dahilinde bugün Suvla’yı da ziyaret edip Selim Beyle tanıştım. Burası harika tek kelimeyle! Şimdi sırada yarın Kavur Bağları, diğer bir deyişle Gali var 🙂

  1. Geri bildirim: Trakya Günlükleri 1: Hazırlık |

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: