Almanya Mosel’de Bir Gece İki Gün

Bir yıldır şarapla iyi kötü alakalı biri olarak Türkiye’deki hektarlarca bağa daha adımımı atamadan, iki hafta önce tee Almanya’nın şarap bölgelerinden Mosel bağ ve şarap cennetini görme fırsatım oldu. Büyülendim. Cennet dediğime bakmayın derdim ama bakın; çünkü Mosel bölgesi bir cennet. Şimdi çok da fazla uzatmadan hikayesini anlatayım bu ziyaretin.

Bir iş için bir haftalığına Almanya’nın Darmstadt şehrinde olmam gerekiyordu. Haritaya “Neredeymiş bu Darmstadt yahu?!” diyerek baktığımda, şehrin Almanya’nın şarap bölgelerine komşu olduğunu gördüm ve hiç zaman kaybetmeden Facebook’taki bilimum şarap konulu gruba (#EWBC, T.S.M) ve arkadaşıma bölgede ziyaret edebileceğim yerler hakkında fikirlerini sordum. Sonuçta #EWBC  grubundan yabancı bir arkadaşımın, tanımadığım bir kişinin (ki bu Jan Matthias Klein olur) ismini vermesi ve benim o kişiye attığım mesaj sonrası beni evine davet etmesiyle kendimi bir geceliğine de olsa Mosel’de buldum. Bu süreci kısaca da olsa anlatma sebebim, internet ve sosyal medya dünyasında artık hiçbir şeyin imkansız olmadığıdır; hele ki söz konusu olan ilişki ve bağlantı kurmaksa. Utanmadan, çekinmeden sorduğum bir soru, cennet gibi bir mekanda harika insanlarla tanışıp, harika şaraplar içmeme ve büyülü bir iki gün geçirmeme neden olabildi. Gelelim Mosel’e ve şaraplara.

Mosel Bölgesi, Frankurt (am Main) şehrinin batısında kalan ve Mosel nehrinin (Rhein nehrinin bir kolu) iki yakasına verilen isim aslında. 2000 yıldır bağcılık ve şarapçılık yapılan bölge,  toplam ekili bağ açısından Almanya’nın 4. büyük şarap bölgesi. Mosel’in kıvrımlar halinde ağır ağır aktığı bu bölgenin iklimi benim orada bulunduğum dönemde İzmir’in iklimine oldukça yakındı (ben gittiğimde sıcaklık 35 derece civarındaydı) ama normalde daha serin bir iklime sahipmiş. Bağların %91’inde beyaz, kalan %9’unda kırmızı üzüm yetiştirliyor ve tahmin edebileceğiniz gibi bölgenin en yaygın üzümü meşhur Riesling.

Şirince’ye gitmiş misinizdir bilmiyorum ama gittiyseniz az çok anlatacaklarım tanıdık gelecektir şimdi size. Mosel bölgesi bir üstteki harita fotoğrafında da görebileceğiniz gibi, hiç birbirine çok yakın (15 dk yürüme mesafesinde) köylerle dolu ve tüm bu köylerin geçimi bağcılık ve şarapçılık üzerine. Her adımınızda kapısında “Weingut” ve “Gästezimmer” tabelaları olan evler görüyorsunuz. Weingut şato tip şarap üreticisi anlamına geliyor. Gästezimmer ise misafir odası anlamında. yani tüm bu üreticier aynı zamanda koca çiftlik evlerinde konuklar da ağırlayıp, şarap turizmine de el atmış. Çok da iyi yapmışlar bence. Şirince’de bizim “şarap köyü”müz olarak bilinir. Tabii önemli bir farkla. Şirince’de bir elin parmakları kadar üreticinin şarapları adım başı sizi içeri davet edenlerce satılırken, Mosel’de adım başı sizi sadece tabelalarıyla evlerine davet eden onlarca üretici var. Üreticiler de çoğunlukla, kuşaklardır bu işi yapan ailelerden başkası değil (tabii ki de bağlar ve üreticiler el değiştirmiş ve değiştirmektedir). Şimdi gelelim beni davet eden sevgili Jan Matthias Klein ve Staffelter Hof‘a. Daha önce ne bu bölgenin, ne Jan Matthias’ın, ne de Staffelter Hof’un adını duymuştum tahmin edersiniz. Jan büyük bir incelikle beni davet ettiğinde aslında nasıl doğru bir karar verdiğimin farkında değildim.

Staffelter Hof sevimli Kröv köyünde yer alan ve 862 yılından beri bulunduğu noktada şarap üreten bir şirket. Jan Matthias şarap üretimi yapan 10 kuşak durumunda ve işletmelerini babası Gerd ve annesi Gundi ile birlikte yürütüyor. Yani bir bakıma, dünyadaki en eski şirketlerden de biri Staffelter Hof. Bu 100’lerce yıl içinde tabii ki de bir kaç defa el değiştirmiş şirket (ilk zamanlarında Carolingian hanedanına ait olan topraklar daha sonra tahmin edebileceğiniz gibi kiliseye, sonrasında da hali hazırda üretim yapan aileye geçmiş). Bugün, bölgede 9 hektar bağı olan bir üretici konumunda Staffelter Hof. Üretimlerinin %90’ı beyaz üzümler (%85 Riesling, %11 Rivaner (Müller Thurgau), %3 Sauvignon Blanc ve %1 Gelber Muskateller), %10’u kırmızı üzümlerden (%45 Pinot Noir, %30 Regent ve %15 Frühburgunder) oluşmakta.

Bu üzümlerden beyaz, kırmızı, pembe; sek, tatlı ve köpüren şaraplar ve bunların dışında damıtım evinde de çeşitli schnapslar ve likörler üretmekte. Bana kalırsa şarapları harika. Eve ilk geldiğim anda beni karşılayan alabalık yemeği yanında ikram ettikleri (daha doğrusu kendileri içiyordu) Landwein Der Mosel bile çok keyifliydi ki 1 lt’lik şişelerde sattıkları en sıradan sofra şarabı olduğunu söylediler. Bunun dışında tattığım şarapları da belirgin şekilde kaliteliydi. Tek keyifli ve güzel olan şey şaraplar ve Mosel’ in kendi değil. Tanıştığım tüm insanlar da en az şaraplar ve Mosel kadar güzel ve keyifliydi.

Jan son derece açık görüşlü ve girişimci birisi. Beni havaalanında almaya da gelen ve iki gün boyunca beni gezdiren Meeghan Murdoch isminde Kanadalı bir şarap yapımcısını/şarap danışmanını benim de kaldığım şaraphanesinde misafir ediyor. Meeghan yıllardır uzak kaldığı şarap üretimini tekrardan “öğrenmek” için gelmiş Mosel’e ve aylardır da Klein’larla birlikte çalışıyor. İki hafta sonra da Fransa Provence’a geçecek. Bir de yine iki günüm boyunca bizle birlikte olan Avusturalyalı garson/sommelier Jacob Law‘a da kapılarını açmış. O da mayıs ayından beri Staffelter Hof’ta yatıp, kalkıp, çalışıyor. O da bir iki ay içinde başka bir maceraya atılmanın peşinde.

Mosel’de vaktim kısıtlı olduğu için ikinci gün başka bir üreticinin şaraplarını tatmaya gidebildik. Bu üretici ise Immich-Batterieberg. Ekonomik kriz sonrası el değiştirmiş ve bugün Gernot Kollman tarafından yönetiliyor şarap üretimi. 100’lerce yıllık malikane, sıcak hava, yine 100’lerce yıllık mahzenleri ve harika şarapları aklıma kazındı bu üreticinin de (belki de sadece büyülendim).

Sek şarapları bile tatlımsı olduğu için benim damağıma iyice uygun olduklarından ekstra beğendiğim doğrudur. Hele deneysel Alman Chardonnay’i ve Pinot Noir’ı büyüleyiciydi benim için (sadece benim için değil Meeghan ve Jacob için de).

 Ne yazık ki bunun sonrasında iki (hatta 1,5) günlük Mosel ziyaretim son bulmak zorunda kaldı. Aklımda ise harika doğa, harika insanlar, harika şaraplar, harika bağlar ve harika saatler kaldı. Şimdi asıl merak ettiğim ise Mosel kadar harika bağ-şarap bölgelerinin ülkemize olup olmadığı ve ülkemizdeki bağ ve bağcılık bölgelerinin beni bu kadar etkileyip etkileyemeyeceği.

Reklamlar

Argun Tanrıverdi hakkında

about.me/argun.tanriverdi

28/08/2012 tarihinde Şarap içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: